»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 3189
BURSA MEVLİDİ ; yahut MEHMED KAYALARI BİLİR MİSİNİZ?

Nurdan Kıvılcımlar MEKTUPLARI

 

 

      BURSA MEVLİDİ ;   yahut  MEHMED KAYALAR'I BİLİR MİSİNİZ  ?

                                                                               Hüseyin Yılmaz          

              BURSA’NIN TÂRİH KOKAN ZAMANINA, Ulucâmi’nin heybetli minarelerinden yükselen ezan sesleri, rahmanîyet zenginliği kazandırıyor. Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatının 49. sene-yi devriyesi münasebetiyle Yeni Asya Vakfı’nın Bursa şubesince tertiplenen mevlid için Türkiye’nin muhtelif diyârlarından gelen Nur şâkirdlerinin hıncahınc doldurduğu câmiden taşan kalabalık dışarıda da maşerî bir görüntü meydana getirmiş. Türk târihinin bu en büyük mâbedini dolduran nurânî simalardan kanatlanan aydınlığa, Nur’u heceleyen dudaklardan yükselen duaların lâhutî uğultusu eşlik ediyor. Müezzinlerin cemaati safları sıklaştırmaya dâvet eden seslerinden mâbedin ender günlerinden birini yaşadğını, otuz yıldan beri burada secde-i Rahman’a giden biri olarak anlıyor ve ürpertiler geçiriyorum...

                       Bursa ve ulu mâbedi, Bediuzzaman’ın ruhaniyeti ve şâkirdlerine, takdire şâyân bir ev sahibliği yapmanın mânevî şevki içinde bütünüyle nura inkılâb etmiş gibi... Yılların dostları ile karşılaşmanın, onlarla kucaklaşarak hasret gidermenin hazzını, zamanın bu dost simalara kazıdığı derin fânilik izleri bir tarafından kanatsa da, bu zayıf ve gafletten mütevellid elem umumi şevk ve neş’eye mağlub düşüyor.

                                                    * * *

                  Güne, bir İstanbul sabahında kadim dostlarımdan Abdurrahman Iraz ile başladık. İlk Heyecan dalgasına Yalova Çiftlikköy’de yakalandık. 1994 Haziran’ın da Hakk’ın Rahmet’ine kavuşan, Üstâd’ın “Nurun Muallimi, Nurun Yüksek Bir Talebesi” diye senâ ettiği Mehmed Kayalar Ağabey’in Çiftlikköy Merkez Mezarlığı’ındaki kabrini ziyaret için Bursa yolundan ayrıldık...

                Eski ve küçük bir mezarlık... Sık servilerin mezar taşlarıyla uhrevî bir veçhe kazandırdığı bir diyâr... Mezarlığın tek kapısından girdiğinizde üç beş metre sonra kubbeli mermer türbesinde Kayalar abi bütün ruhaniyetiyle sizi ayakta karşılıyor. Vücudumun bütün zerreleriyle ürperdiğimi, tüylerimin diken diken olduğunu hissediyorum. Sabahın bu erken saatinde mermer çehreleri yalayıp iliklerimize işleyen serin rüzgarın ürpertisi değil bu, Kayalar abinin huzurundayız; huzurun ürpertisi...

               Dicle kenarındaki medresesinde Nur hakikatlerini yüksek âvâzıyla haykıran, korku bilmeyen, şecaatıyla Himalayalar kadar azametli, Bediüzzaman ve Nur dâvâsına sahip çıkmakta Hazreti Ömer gibi celâlli; küfrü zelil etme kastı taşıyan başı Everest kadar dik bu kahraman insanın manevî huzurunda yaşadığım ruhî fırtına ile yere çöktüm... Iraz’ın hazîn sesiyle okuduğu Yasin-i Şerif bitinceye kadar, Kayalar ağabeyden özür diledim; onun kadar cesur, onun kadar gayretli ve onun kadar sâdık olamadığım için mahcubiyetimden zerreye inkılâb ettim... Dahilî-haricî yaşadığı bunca musibete göğsünü geren ve son nefesine kadar Nur’a hizmetten geri kalmayan bu büyük insanın mânevî huzurdan zerreye inkılâb etmek yetmez, yok olmalıydım... Ama yapamadım, o son zerreyi nefis bütün varlığıyla müdafaa edib, terkine razı olmadı; yapamadım...

           Sahi!.. Mehmed Kayalar’ı bilir misiniz? Daha önce hiç duydunuz mu? Bâzı Risâleler’deki şiir ve müdafaaların ahirinde “Yüzbaşı Mehmed” diye ön ismi geçen celâl sahibi insanın Mehmed Kayalar olduğunu biliyor muydunuz? Küfrün hücum ve zulümlerinin haddi aştığı, taşları çatlattığı vakitlerde Üstad’ın, “Çok ileri gitmesinler, yoksa işi Kayalar’a havale edeceğim!” yollu ifadelerle etrafındakilere varlığıyla tesellide bulunduğu kişinin Yüzbaşı Mehmed olduğunu biliyor muydunuz?

                Ve Yüzbaşı Mehmed’in isminin neden unutulduğunu, “Nurun Muallimi”ne ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Hiç sordunuz mu?.. Her ne ise, bu uzun ve hazîn mesele başlı başına bir eser mevzuu, ya kısmet...

                Abdurrahman Iraz’ın hazîn sesi susmuş, ıslak gözlerle dua mırıldanmaya devam ediyor... Mevlid merasimine yetişmek üzere, ister istemez Kayalar Ağabey’in manevi huzurundan ayrılıyoruz...

                                                      * * *

                      Mevlid dönüşünde arabamızda muhterem bir yol arkadaşımız daha var, Mevlüd Polat ağabey... Dicle kenarındaki Nur merkezinde Kayalar Ağabey’in rahle-i tedrisinden geçerek yetişmiş, yetmiş küsür yaşlarında bir Nur hisarı. His ve heyecanı, belağatı ve takvasıyla âdetâ bir başka Kayalar... Arabamıza dönüşte Kayalar Ağabey’e bir ziyaret gerçekleştirmek üzere binmiş... 27 Mayıs denen meş’um ve mel’un darbe ile ayrıldığı Kayalar ağabey ile bir daha hiç görüşmemiş, vefatının üzerinden geçen bunca yılda bir kabir ziyaretinde bile bulunamamış. Aradan koca bir yarım yüzyıl geçmiş, elli yıl; dile kolay...

                Mevlüd abinin heyecan içindeki ürpermeleri âdetâ gözle görülür derecede... Yol boyunca Kayalar ağabeyden hâtıralar anlatıyor, Üstâd ve Risâle-i Nur ile ilgili şiirlerini okuyor. Elli yıldan beri hâfızasını terketmeyen bu şiirleri Kayalar abinin bir ders arkadaşından dinlemek cidden heyecan vericiydi, ürpertiler içinde kalmıştık...

                  Kabristana varış için yarım saat gibi bir zamanımız kaldığında Mevlüd abi Yasin-i Şerif ile başlayıp Tebareke ile ile devam eden bir Kur’an ziyafeti vermeye başladı. Mevlüd abi, belki bir Sıddık Minşevi yâhût Abdussamad değildi, sesi bir billur avizenin şakırtı ve tınlamalarını andırmıyordu; ama onun okuyuşundan duyduğum ruhî ürpertiyi Mustafa İsmail’in insanı soluksuz bırakan o muhteşem okuyuşundan bile duymamıştım. Zirâ, Mevlüd abi elli yılın firâk ızdırablarını dindirecek hazîn bir vuslat öncesini yaşıyordu ve bütün hâtıraların resm-i geçidiyle kendisinden geçmiş gibiydi...

                Kabre varışımızı, Mevlüd ağabeyin hıçkırıklar içinde dua edişini, Abdurrahman abiyle birlikte ona iştirak edip gözyaşlarına boğulmamızı cidden anlatabilecek tâkatım yok. Karşısında, cismaniyetiyle duran bir insandan özür diler gibi, elem ve üzüntü içinde Kayalar ağabeyden bu elli yıllık gecikme için özür ve helallık dileyişini; o anda Kayalar Ağabey’in cismaniyetiyle kabrinde doğrulup bu vefâkâr ders arkadaşının başını teselliyle okşadığını görür gibi hissettiğimi, nasıl anlatabilirim ki?..

                Bir kaç kare fotoğraf ve cep makinasının imkânlarıyla birkaç dakikalık vidyo çekim yaptıktan sonra, Kayalar Ağabey’in keskin bakışları altında kabristandan ayrıldık...

                Rabb’im bu büyük dâvânın münşii Üstâd’ım ve dar-ı bekâya irtihal etmiş bütün şâkirdlerine rahmet eylesin, bizlere de son nefesimize kadar tesânüd ve ihlâs içinde sadakat nasib etsin... Amin!..

               Burcu-enversin efendim, kal’ai İslâm’a sen,
               Nail olmuşsun bugün, Kur’ân ile ikrama sen..
               Sensin ol dellâl-ı Kur’ân, yoluna canlar fedâ,
               İltifat-ı şah-ı merdan ile sensin mukteda...


              Vasfını resm etmeğe yok tâkatim, gelmez dile,
              Sen müeyyedsin efendim, ol keramet-i Gavs ile..
              Sensin ol Nur nâşiri, feyzin demâdem aşikâr,
              Oldu mülhidler tahassungâhı senle târumâr..


              Kıl keremler bendene, kim çâr-u nâçâr söyledim,
              Sen müceddid kârıbanı hatemisin seyyidim,
              Lütfunu bekler gedayız avf edüp huddâmını,
              Aldı feyzinden bu Mehmed daima ilhamını..


              Fırka-i naciyeyiz biz rah-ı tevhid cebhemiz,
              Pişiva-yı âlem-i İslâm sensin şüphesiz..
              Günlerin olsun mübarek, makberin bulsun sefa,
              İsm-ü pâk hakkıçün Ahmed Muhammed Mustafa.

 

Not: Bu mısralar Kayalar Ağabey’in bir bayram münasebetiyle büyük Üstâd’ına bayram tebriğidir. Ruhuları şâd olsun...

                                                                                          06-04-2009

» Benzer 5 Konu
 Konu Başlığı Tarih Okunma
  GEÇMİŞE HASRET 5/8/2009 2254
 '' NUR'UN MUALLİMİ'' İslam YAŞAR 11/11/2008 2640
 ABDÜLMECİD EFENDİNİN MEHMED KAYALAR' I ZİYARET ETMESİ 11/12/2008 2622
 AĞIR CEZA MAHKEMESİNE DİYARBAKIR 12/9/2009 3146
 ALİ ÇAKMAK AĞABEY 2/10/2010 3277

***